Yazı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Kürt ve Alevilere yönelik harekatlardan söz edeceğiz. İkinci bölümde ise gayrimüslimlere. Olaylar hakkında çok daha geniş ayrıntılı bilgilere erişmek isteyenler kaynaklara göz atabilir fakat çok fazla ayrıntı da vaat edemiyorum çünkü resmi tarih bir çoğunu ulaşılamaz hale getirmiş durumda. Bunlar sadece o tarihin bize ulaşan sızıntıları.
1920-1938 yılları arasında geçen olaylarda hiç kimsenin sorumlu tutulup ceza almamasının sebebi bu yasa olmuştur. “İsyan mıntıkasında işlenen fiiller suç sayılmaz”
Elbette vergi ödemeyen, Cumhuriyetin adalet sisteminin dışında ayrı bir yargılama sistemi kuran aşiretler vs. yapılara müdahale edilmeliydi fakat bu müdaheleler amacını aşmış ve belkide bize “Cumhuriyet’in kanlı tarihi” başlığını attırmaya yetecek kadar malzeme vermiştir. Yok yere öldürülen binlerce “vatandaşımızı” bu saatten sonra konuşmak onları geri getirmeyecektir belki ama en azından bir çoğunun torunları onların mezar yerlerini öğrenebilecekler ilerde. Bu tabii ki bizim tarihimizle cesurca yüzleşebilmemize bağlı.
Koçgiri İsyanı(1920-1921);
Koçgiri isyanı Kürt-Alevi isyanıdır. Toplam 3000 kişi isyan etmiştir. Atatürk isyanın baş göstermesi üzerine Nurettin Paşa komutasında bir ordu ve Topal Osman Ağayı bölgeye yollar. 500 kadar isyancının ölümünün ve isyancıların liderlerinin ailelerinin rehin alınmasının ardından isyancılar teslim olurlar. İsyan bastırılmış olmasına rağmen Kürtlere düşmanlığıyla bilinen Osman Ağa ve Nurettin Paşa katliama başlar. Tam 133 köy tamamen yok edilir. Yüzlerce kadının ırzına geçilir. 20.000′e yakın insan öldürülür. Ölüm şekillerinin ayrıntılarından bahsetmeyeceğim zira içler acısı. Ancak daha da içler acısı olan Osman Ağa’nın bu harekatta yaptıkları sebebiyle bizzat Atatürk’ten madalya almış olmasıdır.
Kaynak:
kürdistan 1919 – avesta - edward william charles noel
türk kurtuluş savaşı’nda irticai olaylar ve iç isyanlar – töre yay. – em. gnr. necati çankaya
milli mücadelede iç ayaklanmalar – yeni şafak – mustafa budak
hatıratım – doz – dr. nuri dersimi
katliamlar kader mi? – aziz tunç – ak-el vakfı dergisi – nisan 2010
Sason İsyanları (1925 ve 1937);
Kayıtlara Kürt isyanı olarak geçmiş olsa da isyancıların herhangi bir etnitizm iddiası bulunmamaktadır. Vergi toplamak için bir köye giden kaymakam ve bir bölük asker köyde misafir edilirken bir yüzbaşının köyün ağasının karısına tecavüze yeltenmesiyle köylüler gelenleri vururlar. Ancak olay Ankara’ya farklı naklolur. 12 yıl boyunca sürgünler ve çatışmalar sürer. Sasondaki tüm yerleşim birimleri boşaltılır. Yaklaşık 3000 kişi ya çatışmalarda öldürülür ya da sürgün edilir. Bir not düşmekte de fayda var Sason’da ele geçirilen toplam silah sayısı 350 idi.
Ağrı Ayaklanmaları(1926-1930);
Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur” (16 temmuz 1930, Cumhuriyet )
Bir Kürt isyanıdır. Amacı Kürdistan devleti kurmaktır. Yaklaşık olarak 3.000 kişi isyan etmiştir. Zilan deresi(Ercişte) katliamı olarakta bilinen bu harekatta isyanın bastırılmasından “sonra” resmi kayıtlara göre 15.000 sivil gayri resmi kaynaklara göre 22.000 sivil öldürülmüştür. Hamile kadınların karınlarının deşildiğine, ölülere dahi tecavüz edildiğine bir çok kaynakta rastlayabilirsiniz.
“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekat devam ediyor. Dünden beri harekat sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.” (Vakit Gazetesi13 Temmuz 1930)
Bu iddialar Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı raporlarınca da onaylanmıştır.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9Fr%C4%B1_ayaklanmalar%C4%B1
Ardından şehrin Karaköse olan ismi Ağrı olarak değiştirilmiştir.
Koçuşağı İsyanı(1926);
Tedip(Terbiye) Harekatı adı verilmiş bu harekatın başında şimdilerde ismini sıkça duyduğumuz (Değiştirilen Kışla ismi) Muğlalı Mustafa Bey var. Harekatın ikinci günü tüm Koçuşağı aşireti (Kadın ve çocuklar dahil 4000 nüfus) teslim olmuştu. Ancak köylüleri samimi bulmayan Muğlalı çağırdığı takviye kuvvetlerle birlikte mağaralara sığınmış köylüler dahil olmak üzere 3000′in üstünde insanı öldürmüştür. Koçuşağı Harekatına bir çok tarihçi Dersim’in provası demektedir.
Kaynak: http://bit.ly/rzUCvv
Muğlalı halen 33 kişinin yok yere kurşuna dizdirmesinden ötürü tartışılır durur ancak o 33 kişinin mezarlarının yeri bile bilinmemektedir. (Çilli Gediği)
Dersim Harekatları(1937-1938);
Tuncelideki aşiretlerin asker ve vergi vermeme dayatmasının üzerine 30dan fazla harekat düzenlenmiştir. Harekatlar sonucu resmi rakamlara göre 13.806 kişi ölmüştür. Yabancı kaynaklara göre bu sayı 70.000′e kadar çıkmaktadır. Yaklaşık 15.000 kişi zorunlu göçe maruz kalmıştır. Gittikleri yerlerde Tunceliden geldiklerini dahi açıklayamamıştır birçoğu. Bölgede nüfus sayımının sağlıklı yapılmaması sebebiyle sayının 13.000den daha çok olduğu daha mantıklı gelmektedir. Bir çok Tuncelili çocuk ailelerinden alınıp subaylara verilmiştir. Halen bir çok kardeş-ana-baba birbirinin nerede yaşadığını dahi bilmemektedir.
1939 Büyük Erzincan Depremi (Richter:8,0) sonrasında da devletin Dersimdeki Kürt ve Alevi bölgelerine yardımı özellikle yavaş gönderdiği/ bazı yerlerde hiç göndermediği iddiaları sürmektedir. Depremde 40.000 kişi hayatını kaybetmiş, 110.000 bina yıkılmıştır.
Tarihimizin bu buhranlı döneminde sadece Kürt, Alevi vatandaşlarımıza zulmedilmemiştir. Aynı zamanda azınlıklarda büyük acılar çekmiştir.
Ermeni Tehciri(1915);
Özellikle 1909 yılından itibaren Anadolu’nun bir çok yerinde Ermeni-Müslüman çatışmaları çıktı. 1.Dünya Savaşının da çıkması ile birlikte Anadolu’da güvenliği sağlamakta zorluk çeken Osmanlı tehcir kanunu çıkardı. Zira hem Müslüman köylerinde hem de Ermeni köylerinde çok sayıda yağma ve kırım raporları gelmekteydi.
1915te yürürlüğe giren Tehcir kanunu ile Yerel Mülki ve askeri yöneticiler uygun gördükleri kişileri istedikleri yere sürebileceklerdi. Osmanlı kaynaklarına göre 413.067 kişi tehcire tabi tutuldu. Hepsi Suriye çöllerinde bulunan bir toplama kampına gönderildi. Yine Osmanlı rakamlarına göre 56.610 kişi yolda hastalıktan ya da saldırılardan hayatını kaybetti.
1913 yılında 2.000.000 olan Ermeni nüfusu 1922 yılında (tahmini) 1.000.000 olmuş ve 1927 sayımlarında ise 100.000′e kadar düşmüştür. Soykırımdı ya da değildi tartışmasına girmeye gerek yok aslında. Sonuç olarak kim başlatmış olursa olsun ortada bir yanlış var. Bir devlet, milletine bunları yapmamalıydı.
Rum Kırımı(1906-1923);
1906′da yapılan nüfus sayımına göre Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rum sayısı 2.800.000 idi. 1914 sayımında ise 1.700.000. Bu dönemde Rum çeteleri Müslüman köylerine saldırmış olduğu gibi Müslümanlarda Rum köylerine saldırmıştır. Koçgiri isyanında da bahsettiğimiz Topal Osman Ağa bu dönemde önemli rol oynamıştır. Basılan her bir Türk köyüne karşın üç Rum köyünü basmış, bastığı köydeki herşeye el koymuş tüm bölge halkını(Müslümanları) Senetlerle borca bağlamıştır. Bir çok kaynağa göre çetesinin öldürdüğü Rum sayısı 60.000 civarındadır. Sanıyorum kendisinin savaş ahlakı denen şeyi hiç duymadığından ya da insanları kadın çocuk demeden ne şekillerde öldürdüğünden ayrıntılı olarak bahsetmemek daha güzel olur.
Nüfus Mübadelesi(1923-1924);
1.250.000 kadar Hristiyan Rum’un Yunanistan’a, 500.000 kadar da Müslüman’ın Türkiye’ye zorunlu göçüdür. Giden rumların evlerinin bir çoğu yağmalanmış ya da yerel eşraf tarafından işgal edilmiştir. Tamamen etnisiteye dayalı zorunlu göç sebebiyle yaklaşık 2 milyon insan evinden, yurdundan olmuştur. Türkiye’ye gelen yaklaşık 150.000 muhacir uzun süre sokakta kalmış, yaklaşık 3000′i hastalıktan ya da açlıktan ölmüştür. Acaba bize devlet şimdi gelipte dese “artık burası yurdunuz değil gidin şu ülkeye” diye. Neler düşünür neler yapardık?
Varlık Vergisi(1942);
“Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.”
“Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir…”
Dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu
1942 yılının devlet bütçesinin %80i sadece varlık vergisi adı altında Türkiye’deki Gayrimüslimlerden toplandı. İstenilen tutarda vergiyi ödeyemeyen gayrimüslimler(2057 kişi) ise Erzurum ve Eskişehirdeki toplama kamplarına gönderildi. Gönderilenlerden 21′i kamplarda öldü(rüldü).
6-7 Eylül Olayları(1955);
Dönemin hükümetinin göz yumması ve el altından desteklemesi sonucu İstanbul’da Cumhuriyet tarihinin en büyük yağması gerçekleşmiştir. Rum, Ermeni ve Yahudilere ait ev ve işyerleri, kilise ve havralar yağmalandı. Yağma edilen taşınmaz sayısı 5000lerle ifade edilmektedir. Tam 73 Rum Ortodoks Kilisesi yakıldı. Sivas’tan, Erzincan’dan, Trabzon’dan günler öncesinden yağmacıların İstanbula getirildiği ortaya çıktı. Sonuç olarak 11 kişi öldü, 300 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kadın tecavüze uğradı. Olayların ardından 5104 kişi tutuklandı ancak hiçbiri ceza almadı.
Sonuç olarak bazıları her ne kadar dönemin olaylarını savunsa da bugün ülkemizde ne Rum kalmış ne Ermeni kalmış ne de Yahudi. Son bir kaç seneye kadar Alevilik, Zazalık, Kürtlük ayıp gizlenmesi gereken şeyler olmuş. Maalesef tarihi ile yüzleşemeyenler geleceğe vicdan sahibi biri gibi bakamazlar. Sonuçta hiçbir gerekçe masum insana zarar vermeyi meşru gösteremez.
Haydar Özkömürcü










